02 09 2008

Divan Edebiyatı Üzerine Görüşler

DİVAN EDEBİYATI ÜZERİNE GÖRÜŞLER

Aydın Güler


 


 

İslami Türk edebiyatı, yüksek zümre edebiyatı, havâs edebiyatı, saray edebiyatı, Enderun edebiyatı, klasik Türk edebiyatı, eski Türk edebiyatı, ümmet devri Türk edebiyatı, aristokrat edebiyatı…

Bu isimleri tek tek saymamızın nedeni nedir? Bu isimler, üzerinde anlaşıldığı adıyla “Divan Edebiyatı”nın diğer adlarıdır.

Peki nedir bu “Divan Edebiyatı”? Tanımına bakalım: ”Kendine özgü bir sanat anlayışı, sınırlı bir duygu ve şiir dünyası, sanatlı bir dil, İslam dini ve tasavvufa dayalı bir düşünce örgüsü bulunan şekilci, kuralcı ve idealist Türk edebiyatına divan edebiyatı denir.”

Bu tanımdan yola çıkarak bazı yerlere dikkat çekeceğiz. Duygu ve şiir dünyası ile kasıt, mazmunlar, anlatım sistemleridir. Nasıl ki roman, makale, deneme gibi yazım türleri Tanzimat edebiyatından sonra yazınımıza girmişse; mesnevi, gazel, kaside, rubai, murabba gibi şekiller de divan edebiyatıyla yazınımıza girmiştir.

Her ne kadar referans noktaları Arap ve Fars edebiyatları olsa da kullanım coğrafyaları oldukça geniştir. Osmanlılar, Araplar, Farslarla sınırlı olmamakla birlikte, Orta Asya, Mısır, Azeri coğrafyalarında da divan edebiyatı görülmektedir.

Tüm bunları söyledikten sonra yazmak istediğimiz asıl konuya gelelim. Divan edebiyatı Türklere mi aittir, yoksa Arap ve Farslara mı aittir? Bu sorunun cevabını net olarak bulmak kolay değil. Ama yine de iki aşamada bu soruya cevap arayacağız. İlk bölümde karşılaştırma yöntemini, ikinci bölümde de içsel bakış yöntemini kullanacağız.

 

1-Karşılaştırma Yöntemi

Bu yöntemde ilk ele alacağımız unsur anlaşılırlık düzeyi. Zira divan edebiyatının en fazla eleştiri alan yanı anlaşılmaz oluşudur. Çok fazla Arapça ve Farsça kelimeler bulunması, kelime dizimine müdahale edilişi divan edebiyatına çokça eleştiri gitmesine neden olmuştur. Peki bir edebiyatın bir millete ait olup olmadığı o milletin sonraki nesillerince anlaşılması esasına mı dayanır? Bakalım…

İngiltere’nin gelmiş geçmiş en büyük şairi ve tiyatrocusunun William Shakespeare olduğu hakkında bir kuşku yoktur. Yazdığı sonelerin ve trajedilerin hemen hepsi birer klasik olmuştur. Shakespeare 16. Yüzyıl sonu ve 17. Yüzyıl başında yaşamış olmasına karşılık günümüzde orijinal metninden okunamamaktadır. Birçok kelime ve ses değişimi, gramatik farklılıklar okuma zorluğunu çıkarmıştır. (Bunun en basit örneğini sen zamiri olarak kullanılan “you” nun, dönemde “thou” olarak yazılmasıdır.) O yüzden dil tarihini okuyan İngilizler Shakespeare’i farklı düzeylerde okurlar. Yine aynı şeyi diğer Avrupa edebiyatları için de söyleyebiliriz. Fransız edebiyatının önemli eserleri “Chanson de gestes”, İtalyan edebiyatında Boccacio ve Dante, Almanların ve İspanyolların köy şarkıları (Ortak terim olarak Minnesang terimi kullanılır.) orijinal dillerinde artık okunamamakta, söylenememektedir.

Bir paragraf da İngilizce için açmak gerekir. Bugün Webster sözlüğü (İngilizcenin en önemli sözlüğü olarak kabul edilir.) İngilizcenin yeni ve eski kelimelerini bir araya getirerek yaptığı sınıflandırmada, İngilizcenin sözcük dağarcığının %60 oranında Fransızca sözcüklerden oluştuğunu gözlemlemiştir. Oysa ki bu kelimeler topluluğu Samuel Taylor Coleridge, John Gower, Shakespeare gibi çok önemli şairleri yetiştirmiştir. Fransızca sözcükler kullanmalarının sözünü ettiğim ve etmediğim tüm İngiliz edebiyatçılarını Fransız edebiyatına dahil etmeyeceği kanısındayım.

Gramatik ve sözlük yapılarından çıkıp  biçim ve içerik konularına gelelim. Önceliği biçim konusuna vermek istiyorum. Farsların “Bin Bir Gece Masalları” eserini bilmeyenimiz yoktur. Hikayede bir olay vardır bir de  Şehrazat’ın her gece bir masal anlatmasından oluşan çerçeve hikayeler vardır. Bu eser de çoğunlukla söylediğimiz çerçeve hikayelerin birleşimiyle oluşur. Eski zamanlarda oluştuğu düşünülen bu anlatma biçimi birçok yerde kendini Batı edebiyatında da gösterir. Hemen örnekleyelim: Boccacio’nun Decameron’u, Geoffrey Chauser’ın Canterburry Hikayeleri, vs… Yani kronolojik olarak dizersek, Bin Bir Gece Masalları, Decameron,Canterburry Hikayeleri… Bu sıralamaya bakarak İtalyan ve İngiliz edebiyatının Fars edebiyatına borçlu olduğunu söyleyebiliriz.

Yine bir biçim özelliği de ölçü konusudur. Biliyoruz ki aruz ölçüsü hece sayısına ve bu hecelerin niteliğine dayanan (kapalı hece-açık hece)bir sistemdir. Benzer düzeneği Yunan ve Latin edebiyatlarında da görüyoruz. Bu durumda ölçü konusu da oldukça tartışmalı bir konudur ve Avrupa edebiyatı, Arap edebiyatının etkisinde kalmıştır. (Benzerliğin olabileceği durumunun reddi halinde geçerlidir. Yoksa etkisinde kalma durumu tamamen varsayımsal olup bu yönde kesin bir bilgi yoktur.)

Bir diğer konu da içerik konusudur. Biliyoruz ki, her milletin ilk anlatıları kendini masal olarak gösterir. Masallar insanların en eski anlattığı şeyleri oluşturur ve destanlara da kaynaklık eder. Bu doğrultudan bakarsak, araştırmacılar 1940’lı yıllarda yaptıkları araştırmalarda Batı edebiyatlarındaki masalların kaynağını Hint masallarında bulmuşlardır. İngilizlerin “Sleepy Hollow”; Almanların, Fransızların, İspanyolların “Kuyruk Acısı” olarak bildiği masal Hintlerin “Pançatantra”(Beş Kitap) masallarında bulunmuştur. Mısır, Hindistan, Yunanistan bilinen eski masal kaynakları olup en baskın ve geniş coğrafyada görülen masal kaynağı Hindistan’dır.

 

2.İçsel Bakış Yöntemi

Bu yöntemle yapacağımız şey, divan edebiyatı eserlerimize ve geleneğimize bakmaktır.

Divan edebiyatının hep saray çevresinde, himaye altında ve bahşiş için yazıldığı söylenir. Sahiden öyle mi? Bunu söylemek çok acelecilik olur. İstanbul her ne kadar imparatorluk başkenti olsa da Diyarbakır, Amasya, Ankara, Konya, Kastamonu, Bağdat gibi önemli önemli şiir merkezleri var. Balkanlarda şu an Kosova topraklarında olan Prizren şehrine önceden Zerrîn-i Prezerin deniyor. Doğan erkek çocuklara adından önce mahlası veriliyor. Anadolu’nun hepsi tek parça olarak “menba-yı şuara” (yani şairlerin kaynağı) deniyor.

Sayısız şair var halk şairlerinden başka. Divan edebiyatı şiirleri yazıp kahvehanelerde birbirlerine okuyorlar, aralarında yarışmalar yapıyorlar. İçlerinde bazıları ise hem halk edebiyatı hem de divan edebiyatı şiirleri yazıyor.

Yan yana koyup düşünmek lazım. Halk edebiyatı ile divan edebiyatı ölçü olarak birbirlerinden çok da uzakta değil. Aslına bakılırsa aruz da hece ölçüsü gibi belirli bir sayıya bağlı, ancak hecenin çeşidi de hesaba katılıyor.(Açık hece-kapalı hece farkı.)

Verilebilecek birçok örnek var. Ben de birini seçtim: Türkî-i Basit (Basit Türkçe) akımının bir üyesi Edirneli Nazmi. Kendisi döneminin yetenekli şairlerinden ve mümkün olduğunca Türkçe yazıyor. Nazmi’nin müstezatlarından birkaç dize yazalım:

Yendek bana der ol enegi gül gibi alma

                            Adım dile alma

 

Benzim sararup oldıgı ol nite ki ayva

                              Hey neyleyim eyvâ

 

Yendek bana kınnışlar edüp ol gözi güzel

                           Verüp elime el

 

Nazmi’nin dizeleri aşağı yukarı böyle seyreder. Kast edilen şey anlaşılır bir dille yazmış olmasıdır. Anlaşılmayan kelimeler de burada Türkçenin arkaik kelimeleridir.  Öte yandan Nedim’in, Fuzuli’nin karmaşık beyitleri yok mudur? Elbette vardır. Yine de kelimelerin anlaşılırlığı bizim için tek kıstas değildir. Zira sözlük yerinde duran nesnedir, bir alet çantasını andırır. Şair işine yarayacak kelimeyi çantadan çıkarır ve şiirine anlam kazandırır.

Yine anlaşılırlıkla ilgili farklı bir örnek verelim. 1900’lerin başında biliyoruz ki artık divan edebiyatından söz edemiyoruz. Dönem, Servet-i Fünun, Fecr-i Ati dönemi. Sözcüklere bakarsak bu iki dönemin divan edebiyatından çok daha anlaşılmaz olduğunu söyleyebiliriz. Kelimeler Arapça ve Farsça olmasına rağmen, sözdizimi ve estetik algısı Fransızcadan alınmıştır. Yine de yazarlar, yazarları tetikleyen estetik değerler, ve ilgili kültürden kaynaklanma Türk kültürü olduğu için Türk edebiyatına dahildirler.

 

SONUÇ: Makalemizde üzerine durduğumuz şey, bir eserin beslendiği biçim-içerik ilgisinin bir edebiyata dahil olmayı etkileyip etkilemeyeceğiydi. Kelimeler diller arasında gidip gelebilir, keza kavramlar da. Ama o eserin yazımını tetikleyen şey, estetik yaşantı, ortak hisler ve hayat duruşu bir eserin yazarı/şairiyle beraber hangi edebiyata dahil olduğunu belirler.

 

 

 

 

497
0
0
Yorum Yaz