ROMANLARIN İLK PARAGRAFLARI ÜZERİNE İNCELEMELER
Aydın Güler
Öncelikle söylemek gerekir ki ele aldığım konu, bilinen, ünlü olduğunu düşündüğüm romanları inceleyerek bunların nasıl başladığını anlamaya çalışmaktır. Bunu ele aldığım otuz dört romanın ilk anlam belirten ilk paragraflarını alarak yazarın romanına nasıl başladığını anlamak şeklinde yapmaya çalıştım. Otuz dört romanın hepsini okuduktan sonra bu romanlar içerisinde beş çeşit başlangıç olduğunu tespit ettim. Şimdi de türlerine göre ilk paragrafları ele alacak olursak bu türler;
1- Anı girişli paragraf
2- Tasvir girişli paragraf
3- Bilgi girişli paragraf
4- Tahkiye girişli paragraf
5- İç seslendirmeli paragraf
Türleri bulduktan sonra şimdi de bunları açıklayalım ve örneklerle gösterelim.
ANI GİRİŞLİ ROMANLAR
Anı girişli başlangıca sahip olan romanlarda yazar anlatıcının ağzından anılar üzerinde konuşarak başlamıştır. Yazarın bu başlangıçla ortaya koyduğu amaç okuyucunun anlatıcının anlatımıyla romanın havasına daha rahat girmesi ve anlatıcının geçmişi hakkında bilgi vermesidir. Bu tip girişlerde altı adet örnek vardır. Şimdi bunları inceleyelim.
DON QUIJOTE[1]
La Mancha’nın adını hatırlamak istemediğim bir köyünde kısa bir zaman önce mızrağı, eski kalkanı, sıska bir beygiri ve av köpeğiyle soylu bir bey yaşıyordu. İçinde koyun etinden çok inek eti bulunan çorba, neredeyse her akşam yenen soğanlı yahni, cumaları yenen mercimek, cumartesileri yenen domuz yağında pişmiş omlet, pazarları da fazladan sofraya getirilen bir güvercin yavrusu gelirinin üç çeyreğini götürüyordu.
ZORBA[2]
Onu ilk kez Pire’de tanıdım. Girit’e gidecek vapura binmek üzere limana gelmiştim. Neredeyse sabah olacaktı. Yağmur yağıyordu. Güçlü bir siroko rüzgârı esiyor, denizin serpintileri küçük kahveye kadar geliyordu. Camlı kapılar kapalı olduğu için hava, insan soluğu ve adaçayı kokmaktaydı.
İLK AŞK[3]
Konuklar dağılalı çok olmuştu. Saat yarımı çaldı. Odada ev sahibi ile Sergey Nikolayeviç birde Vladimir Petroviç kaldı.
Ev sahibi zile basarak gelen uşaklara sofrayı kaldırmalarını söyledi. Sonra koltuğuna iyice yerleşerek sigarasını yaktı.
KRÖYÇER SONAT[4]
O yıl bahar gelmişti. Tren yolculuğumuzun ikinci günündeydik. Yol boyunca vagona inip binenler oluyordu; fakat trenin hareket noktasında son istasyona kadar gidecek benden başka üç kişi daha vardı. Bunlar genç ve güzel olmayan, çökmüş yüzlü, erkek paltosuna benzeyen palto ile şapka giymiş, sigara içen bir kadınla; kırk yaşlarında, konuşkan, eşyası yepyeni, derli toplu bir erkek arkadaşı, bir de kimseye sokulmadan bir köşeye oturan kısa boylu sinirli tavırlı bir adamdı.
AÇLIK[5]
Yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmeyeceği o garip şehir Kristiania’da aç acına sürttüğüm günlerdeydi…
KARAMAZOV KARDEŞLER[6]
Aleksey Fyodoroviç Karamazov, tam on üç yıl önceki, sırası gelince anlatacağım acıklı, pek esrarlı ölümüyle o zamanlar herkesin bildiği (hâlâ anımsanır), bölgemizin toprak sahiplerinden Fyodor Pavloviç Karamazov’un üçüncü oğludur. Şimdi bu “çiftçi” (çiftliğinde ömrü boyunca hemen hemen hiç oturmadığı halde, “çiftçi” derlerdi ona) üzerine yalnızca şu kadarını söyleyeceğim: Acayip ama oldukça sık rastlanan bir tipti.
BETİMLEME GİRİŞLİ ROMANLAR
Betimleme girişli başlangıca sahip olan romanlar yazarların çokça tercih ettiği türlerdir. Yani yazar tahkiye bölümlerine geçmeden önce tasvirlerle bulunulan yeri, zamanı ve tahkiyeye etki edebilecek şeylerin altını çizer. Peki burada asıl soru, “Sadece bu tip başlangıçlarda mı tasvir görebiliriz?” Hayır,tabi ki böyle değil. Her tip birbirinin içinde az ya da çok miktarda bulunabilir. Ancak birisi baskındır ve paragrafa hem anlam hem de biçim özelliğini kazandırır. Bu bölümde de betimlemelerin ağırlıklı olduğu ilk paragrafları inceleyeceğiz.Betimleme girişli ilk paragraflara yedi örnek bulunmaktadır. Örneklere bakalım.
GÜNAHA SON ÇAĞRI[7]
Serin, tanrısal bir esinti sardı benliğimi…
Yukarda, çiçek çiçek açan gökler, sayısız yıldız kümeleri meydana getirmişti; aşağıda, yeryüzünde, günün sıcağıyla hâlâ yanmakta olan taşlardan buhar çıkıyordu. Gök ve yer durgundu, tatlıydı, sessizlikten daha sessiz, tâ ilkten var olan o gece seslerinin derin sessizliğiyle örtülüydü.
DORIAN GRAY’İN PORTRESİ[8]
Hafif yaz rüzgârı bahçedeki ağaçların yanından geçerek odanın içine dolarken, onun dışarıdan taşıdığı leylak kokuları stüdyodaki güllerin kokusuyla karışıyordu.
KİMSECİK[9]
Silme bir ay ışığı köyün koyağını ağzına kadar doldurmuştu. Salman taş avlunun köşesinde kıpırtısız duruyor, duyulur duyulmaz bir türkü mırıldanıyordu, bir hoş bir eski zaman türküsü… Çocuklar gene pıslanpıtır oynamaya çıkmışlardı. Pıslanpatır bir tür saklambaç oyunuydu ve geceleri ay ışığında oynanırdı. Köyün pıslanpatıra çıkmış çocukları ikiye ayrılır, bir bölüğü en olmayacak yerlerine saklanırlar, öteki bölüğü de onları ararlardı.
FIRAT SUYU KAN AKIYOR BAKSANA[10]
Tanyerleri ışıdı ışıyacaktı. Deniz sütlimandı, apaktı. Küreklerin şıpırtısından başka ses yoktu. Martılar daha uyanmamıştı. Gün doğmadan önceleri, dünya dümdüzken, deniz işte böyle bir sonsuz aklığa keser.
İNCE MEMED[11]
Toros dağlarının etekleri ta Akdeniz’den başlar. Kıyıları döğen ak köpüklerden sonra doruklara doğru yavaş yavaş yükselir. Akdeniz’in üstünde daima top top ak bulutlar salınır. Kıyılar dümdüz, cilalanmış gibi düz, killi topraklardır. Killi toprak et gibidir. Bu kıyılar saatlerce içe kadar deniz kokar, tuz kokar.
ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR[12]
Çenesi, kavuşturduğu kollarına dayalı, ormanın kahverengi, çam iğneleriyle kaplı zeminine dümdüz uzandı; yükseklerde, çam ağaçlarının tepelerinde rüzgâr uğulduyordu. Dağın, onun uzandığı yerlerde tatlı bir eğimi vardı, ama aşağıda dikleştiği için geçit boyunca dolana dolana inen yağlı kara yolun karanlığını görebiliyordu. Yol boyunca uzanan bir ırmak vardı, uzakta, geçidin aşağılarında ırmağın ve bendin ilerisinde bir hızar gördü.
GÖÇEBE[13]
Dün deniz pırıl pırıl uzanıp gidiyordu; bugün de ayna gibi önümüze serili. Adada pastırma yazı ve sıcaklık… Ah, hava öyle ılık öyle hoş ki! Fakat güneş yok.
BİLGİ GİRİŞLİ ROMANLAR
Bilgi girişli ilk paragraflarda betimleme ve tahkiye unsurları arka plana çekilir. Bu bölümlerde delillendirici ve ya açıklayıcı metin tipleri kullanılır. Tam anlamıyla bilgi vermek maksadı bulunmayabilir, ancak ortaya çıkan üründe, diğer unsurların önünde bilgi unsuru yer almıştır. Bu sınıflandırmada tek örnek vardır. Örneğe bakalım.
CEZMİ[14]
Osmanlı Devleti’nin onuncu padişahı Kanuni Sultan Süleyman hicrî takvime göre dokuzuncu asrın son yıllarına denk gelen bir dönemde dünyaya gelmişti. Miladi on beşinci asra denk gelen bu zamanda oldukça uzun bir zaman hükümdarlık yapan bu büyük devlet adamının saltanatı çok önemli tarihi olaylara vesile olmuştur.
TAHKİYE GİRİŞLİ ROMANLAR
Bu tip romanlarda en çok görünen unsur hareket unsurudur. Yani tahkiyeler tasvirler ve diğer türlerin üzerine çıkmıştır. Ele aldığım romanlar içerisinde en fazla örneği bulunan tür bu türdür. Örnekleri inceleyelim.
HÜZÜN NEDENİYLE KAPALIYIZ[15]
Konuşkan biri olan Nikitas, içkiyi fazla kaçırdığında, öyküler anlatmayı severdi. Bahçeye bakan pencerenin yanında duran en sevdiği koltuğuna kurulur, en sevdiği kırmızı şarabını, en sevdiği kristal bardağında yudumlar, şişenin bitmesine yakın, şakımaya başlardı.
GORIOT BABA[16]
Madam Vanquer kızlığında da de Coflens ismini taşıyan ve Paris’te, Cartier-Latin ile Saint-Marcel arasındaki yeni Sainte-Genevieve sokağında orta tabakadan insanlara özgü bir pansiyonu kırk yıldır işleten bir kadındır. Vanquer Evi adıyla bilinen bu pansiyon, insanları genç, yaşlı ayırmaksızın kabul eder, ancak bu pansiyonun bu nedenle, ciddiyetine ve şerefine karşı tek bir kötü söz edilmemiştir. Otuz yıldır burada genç biri görülmemiştir ve bir delikanlının burada oturması ancak ailesinin kendisine az bir aylık vermesi nedeniyledir. (Çeviren: Şima Rondinelli)
BABA[17]
Amerigo Bonasera, New York Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin salonunda oturmuş, adaletin yerine getirilmesini bekliyordu, kızını insafsızca yaralayan, onun şerefiyle oynayan kişilerden adaletin eliyle intikam almış olacaktı. (Çeviren: Ozan Süsoy)
KIRMIZI PAZARTESİ[18]
Santiago Nasar, öldürüleceği gün piskoposun geldiği vapuru beklemek için sabah saat beş buçukta kalkmıştı. Düşünde kendini incecikten bir yağmurun yağdığı dev incir ağaçlarının oluşturduğu bir ormandan geçerken görmüş, bir an için mutlu olmuş, uyandığında üstünün başının kuş pisliğinden görünmez olduğu duygusuna kapılmıştı.
ÇÖLDE ÇAY (ESİRGEYEN GÖKYÜZÜ)[19]
Uyandı, gözlerini açtı. Oda ona pek bir şey ifade etmedi; içinden yeni çıktığı o var olmama durumunun derin etkisinden tam sıyrılamamıştı henüz. Zaman ve mekan arasındaki yerini tam saptayacak enerji bir yana, bunu yapacak istekten de yoksundu. Bir yerdeydi… Yokluğun geni alanından yeni gelmişti oraya; bilincinin çekirdeğinde sonsuz bir hüzün vardı, ama o hüzün güven verici bir şeydi, çünkü ona tanıdık gelen tek duygu buydu.
SİNEKLERİN TANRISI[20]
Sarı saçlı çocuk, kayadan indi, lagüne doğru yöneldi. Okul üniformasının ceketini çıkarmıştı. Elinde tuttuğu ceketin ucu yerlerde sürünüyordu. Ter içindeydi; kurşuni gömleği gövdesine, saçları alnına yapışmıştı. Vahşi ormanda açılan uzun yaranın izi sıcakta buğulanıyordu sanki. Sürüngen bitkilerle kırılmış ağaç gövdeleri arasında ağır ağır tırmanırken, bir kuş- kırmızılı sarılı hayalimsi bir kuş- cadılar gibi çığlık atıp, gökyüzüne doğru ışıl ışıl süzüldü. Başka bir ses yankıladı bu çığlığı.
SOLARİS[21]
Gemi saatiyle 19.00’da Prometheus’un fırlatma bölmesine gittim. Başlığın çevresindekiler yana çevrilerek yol verdi, kollarımdan güç alarak kendimi aşağıya, kapsüle bıraktım.
HABABAM SINIFI[22]
Kel Mahmut Hababam Sınıfı’nın kapısına dikilmiş yırtınıyordu:
“Hangi eşek bu başımda tepinen!”
Ses yok.
KÖYGÖÇÜREN[23]
Başkent, bir yanda gökdelenleri, bir yanda gecekondularıyla zor bela sıyrılıp çıktı gecenin içinden. Başyaver Nurettin çoktan kalkmış, traşını falan olmuştu, oturuyordu.
KÖYÜN KAMBURU[24]
Aslına bakılırsa Narlıca köyünün başına, bu Parpar belasını “Sürgün Kırımı” yılında Çorum’un ünlü tütün kaçakçısı Gavur Ali sarmıştır.
Eski kitapların “Tâun”, köylü milletininse “Sürgün Kırımı” dediği bu illet, buralara bir yaz ortasında hacılarla beraber geldi, çok ocaklar söndürdü, sofralarında yirmi-otuz kaşık çalışan nice konakları yıktı.
YÜZBAŞI CORELLİ’NİN MANDOLİNİ[25]
Dr. Yannis hastalarından hiçbirinin ölmediği ya da ağırlaşmadığı keyifli bir gün geçirmişti; bir ineği bir avazda buzağılattı, bir yaraya neşter vurdu, bir azı dişi çekti, hafifmeşrep bir kadına bir doz salvarsan verdi, nahoş ama bereketli bir lavman yaptı ve tıbbi hokkabazlık marifetiyle mucize yarattı.
ANNA KARENINA[26]
Mutlu aileler birbirine benzerler, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.
Oblonskilerin evinde durum kötüydü. Oblonski’nin karısı, kocasının evlerinde çalışmış eski Fransız mürebbiyesiyle gizli ilişkisi olduğunu öğrenmiş, artık kocasıyla aynı çatı altında yaşayamayacağını kendisine bildirmişti.
SUÇ VE CEZA[27]
Temmuz başlarında, çok sıcak bir yaz günü akşam üzeri bir genç, dar S… Sokağı’nda kirada oturduğu hücreyi andıran odasından çıktı. Sokakta kararsız, ağır adımlarla K… Köprüsü’ne doğru yürümeye başladı.
[1] Don Quijote, Miguel De Cervantes, Alfa Yay. İstanbul, 2001, Çev:İsmail Yerguz
[2] Zorba, Nikos Kazancakis , Can Yay., İstanbul, 2001, Çev: Ahmet Angın
[3] İlk Aşk, Ivan Turgenyev, Varlık Yayınevi, İstanbul, 1999, Çev: Nihal Yalaza Tuluy
[4] Kröyçer Sonat, Lev Tolstoy, Varlık Yayınevi, İstanbul, 1992, Çev:Nihal Yalaza Tuluy
[5] Açlık, Knut Hamsun, Varlık Yayınevi, İstanbul, 1976, Çev: Behçet Necatigil
[6] Karamazov Kardeşler, Dostoyevski, İletişim Yayınları, İstanbul,2005, Çev:Ergin Altay
[7] Günaha Son Çağrı, Nikos Kazancakis, Cem Yayınevi, İstanbul, 2002, Çev:Ender Gürol
[8] Dorian Gray’in Portresi, Oscar Wilde, Cem Yayınevi, İstanbul,2002, Çevi:İbrahim Şener
[9] Kimsecik, Yaşar Kemal, Tekin Yay. , İstanbul, 1980
[10] Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, Yaşar Kemal, Yapı Kredi Yay., İstanbul, 2004