07 05 2010

Türkçenin Dünya Dillerine Etkisi- Aydın Güler

TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİNE ETKİSİ

 

Aydın Güler

 

Konuşmamda sizlere Türkçenin gücü ve tarihine yönelik bilgiler verme düşüncesindeydim. Ancak bu konu her kurultayda, her konuşmada gündeme geldiğinden başka bir konuya yönelme kararı aldım. Bu konu da bilinmeyen bir konu değil, değinilmemiş bir konu hiç değil. Yine de burada anılması gerektiğine gönülden inandığımı söylemeliyim.

Burada Türkçenin dünya dillerine etkisinden bahsetmek istiyorum. Yalnız bu etkiye değinmeden önce dillerin kendi içlerinde nasıl bir etkileşime girdiği, sözcük alıp verme konusundaki ölçütlerden ve şekillerden bahsetmeliyim.

Bilindiği gibi, sözcükler çeşitli dil akrabalıklarıyla, savaşlarla, dini sebeplerle, coğrafi yakınlıklarla,ticaretle, vb. nedenlerle bulundukları dillerden başka dillere geçebilir. Bu geçişler iki türlü yönelim gösterir. İlk yönelim bilgi alıp verme, öğrenme ve öğretme amaçlı olursa bilgi alıntısı; modaya yönelik, sözcüğün geçmesinin şart olmayıp hazırda aynı anlamı taşıyan sözcük bulunmasına rağmen alınan sözcüklere de prestij alıntısı denir.

Prestij alıntıları olarak gelen sözcükler, bilgi alıntısı olarak gelen sözcüklere göre daha kısa ömürlü sözcüklerdir. Söz gelimi güneş anlamında Arapça “şems”, Farsça “hurşid” olan sözcükler; ay anlamında Farsça “mah” , Arapça “kamer” olan sözcükler özellikle son yüzyılda unutulurken bu sözcüklerden gelen bilgi alıntıları olan “şemsiye” ve “kameriye” sözcükleri varlıklarını ve kullanımlarını devam ettirmektedir.

Üzerinde durmak istediğim konu ise özellikle Türkçeden diğer dillere verdiği bilgi alıntılarıdır. Türkçenin verdiği bilgi alıntıları ve ilgili konudaki örneklerinin oldukça ilgi çekici olduğunu düşünüyorum.

Söz konusu örneklere geçmeden önce Türkçenin söz varlığı ile ilgili çeşitli kıyaslamalarda bulunmak isabetli olacaktır. Örneğin Kaşgarlı Mahmut’un Divanü Lügati’t Türk adlı eserinde 8624 sözcük bulunurken aynı dönemde İngilizce-Latince bir sözlükteki kelime kadrosu 3000 civarındadır.[1]

 

 

Yine yapılan başka bir araştırmaya göre Şekspir’in dilinde yaklaşık yirmi iki bin kadar sözcük bulunurken çağdaşı Nevai, eserlerinde yirmi dört bin kadar sözcük kullanmıştır.[2]

 

Türkçenin diğer dillerle sözcük alışverişinin tarih kadar eski olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Bu alışverişler o kadar eskidir ki izlerini Sümer dilinde dahi kendini gösterir. Bu konuda çok önemli çalışmalar yapan Prof. Dr. Osman Nedim Tuna, Sümer yazı dilindeki 168 sözcüğün Türkçe olduğunu Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgili ile Türk Dilinin Yaşı Meselesi adlı eserinde kanıtlamış ve kamuoyunun bilgisine sunmuştur.  Bu sözcükler arasında kapkagag “kap kacak”, gişge “kölige”, kiri “kır”, mulu “kul” ur “kur” örneklerini verebiliriz.[3]

 

Başka bir tarihi örneği Eski Korece ile vermek istiyorum. Bir diğer Altay dili olan Korece ile Türkçe arasında sıkı bir iletişim hatta dilbilimsel olarak genetik bir ilişkinin varlığından söz edebiliriz.[4]

 

Eski Korecedeki “ori” Uygurcada “ördek”, Eski Korecede “turumi” Eski Türkçede “turunya” yani turna; Eski Korecede “tark” Eski Uygurcada “takığu” yani tavuk, Eski Korecede “kut” sözcüğü Eski Türkçede de aynen bulunmaktadır[5].

 

Söz konusu örneklerin verinti sözcüklerin tamamını oluşturmadığını, daha pek çok sözcüğün bulunduğunu da belirtmek isterim.

Şaşırtıcı biçimde Amerikan dilleriyle de ilişkisi bulunan Türkçe sözcüklerin bu dillerde de verinti sözcüğü bulunmaktadır. Sözcüklerin hangi dile ait oldukları kelime akrabalarıyla kanıtlandığından örneklenen sözcüklerin Türkçe olduğu açıktır.

Atakapa dilinde “oy-” fiili Türkçede “uyu-”, “ite” sözcüğü Türkçede “et”, “kık” sözcüğü Türkçede “kız”, “nil” sözcüğü ise “nine” sözcüklerinin karşılığı olarak görülür. Başka bir şekilde ise Türkçe “ana” sözcüğü Mutsun dilinde “anan”, Tarasko dilinde “nana”, Kahita dilinde “nae”, Rumsen dilinde ise “nana” sözcükleriyle karşılanmıştır.[6]

 

Türkçe sözcüklerin bulunduğu birkaç ilginç adreslerden biri de Kur’an’dır. Kur’an’da geçen “gassâk” sözcüğünün “kusuk” sözcüğünün Arapçadaki hali olduğu düşünülmektedir. Bu düşünceye sahip olan bilim adamları da bizzat Arap olup, İbn Kutayba, el Cevâlîkî gibi dönemin önemli dilbilimci ve edebiyat tarihçilerindendir. Gassâk sözcüğünden başka “gulâm” sözcüğünün de Eski Türkçede “kulun” sözcüğü ile ilgili olduğu bilinmektedir. Yine Kur’andaki bir diğer örnek olarak “talâk” Çuvaş Türkçesinde “tuluk”, Altay Türkçesinde ise “tulayak” sözcükleri ile ilgilidir ve dul kadın anlamına gelir. [7]

 

 Türkçenin komşu dilleriyle de sıkı bağlantısı olduğunu söylemek hatalı olmayacaktır. Türkçe, özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde, komşu ülke dillerine pek çok sözcük vermiş, onlardan da almıştır. Söz gelimi Eski Türkçede büyücü anlamındaki “arvaşçı” sözü Rusçaya “vraç”, Macarcaya da “orvos” şekilleriyle girmiş ve bu dillerde doktor anlamını almıştır. Yine Türkçede vadi, yarık anlamlarını taşıyan oprı sözcüğü Rusçaya ovrag biçimiyle aynı anlamda geçmiştir. [8]

 

Başka bir çarpıcı verinti örneği ise Eski Türkçedeki “köşik”/”köşige” sözcüğüdür. Sözcüğümüz gölgeli, loş, köşk anlamını taşır ve dilden dile geçmiştir. Söz gelimi Arapçada “keşk”/“kuşk”, Farsçada “kûşk”, İngilizce, Almanca ve Rusçada “kiosk”, İtalyancada “chiosco”, Fransızcada “kiosque” biçimlerini almıştır ve aşağı yukarı benzer anlamdadır. [9]

 

Türkçede “tar”, Moğolcada “narın” olarak bilinen sözcük ise Farsçaya geçmiş, burada da “nârin” şeklini almıştır.

Ayrıca dilimizin bir bilgi ve kültür dili olmasına kanıt olarak giyinme ve beslenme konusunda Arapça, Farsça, Rusça, Romence, Bulgarca, Sırp-Hırvatça, Arnavutça, Yunanca, Macarca gibi dillere 1529 sözcüğü vermesini gösterebiliriz.[10]

 

Tüm bu ifadelerden sonra dilimizdeki verinti sözcüklerinin sayılarak bitirilmeyeceğini biliyoruz. Bu konudaki en kapsamlı çalışmalardan birini Prof. Dr. Günay Karaağaç “Verinti Sözlüğü” adlı eseriyle yapmıştır. Eserde Rusçaya 2 bin 500, Bulgarcaya 3 bin 500, Sırpçaya 9 bin, Rumenceye 3 bin, Farsçaya 3 bin, Çinceye 300, Ukraynacaya 800, Finceye 118 kelime verildiği açıkça belirtilmiştir.

Sonuç olarak Türkçe, diğer dillerden sadece sözcük ve bilgi alan bir dil değil, pek çok sözcük ve bilgi veren bir dildir. Türkçenin gücüne bir de bu yönden bakmak oldukça isabetli bir bakış açısı olacaktır. 



[1] Necmettin Hacıeminoğlu, Karahanlı Türkçesi Grameri, TDK yay. Ankara 1996, s.2

[2] Belkıs Gürsoy, İngilizcenin Gelişimi Örneği ve İlim Dili Olarak Türkçe, Türk Yurdu Dergisi, C.12, Eylül 1992, s.53-57

[3]Prof. Dr. Osman Nedim Tuna, Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi ile Türk Dilinin Yaşı Meselesi,  TDK yay. , Ankara, 1997, s.28-30

[4] Han-Woo Choi, Eski Korece’de Türkçe Ödünç Kelimeler, Bilig Dergisi, Yaz/2004, S:30, s.85

[5] Han-Woo Choi. A.g.e.  s. 90

[6] Tahsin Mayakon, Amerika’daki Yerli Kabilelerden Birkaçında Bulunan Türkçe Sözler, Türk Dil Kurumu, Ankara 1945

[7] Halil Açıkgöz, Kur’an’da Türkçe Kelime Var Mı? , Türkçenin Dünya Dillerine Etkisi (Prof. Dr. Günay Karaağaç), Akçağ Yay. , Ankara 2004, s.47-51

[8] Prof.Dr. Günay Karaağaç, Dil, Tarih ve İnsan, Akçağ Yay. , Ankara 2005, s.102-103

[9] Prof. Dr. Günay Karaağaç, a.g.e. , s.106

[10] Prof. Dr.Günay Karaağaç, a.g.e. , s.113

979
0
0
Yorum Yaz